Uzun zamandır yapmak istediğim bir şeydi. Komşuyu günübirlik bisikletle ziyaret etmek. Edirne’den Orestiada’ya.. Gidiş dönüş sadece 60 km! Sınırdan sıra beklemeden geçmek, yol boyu güzel anılar, farklı düşünceler, komşuda güzel bir yemek..
Sabah kalktık ve heyecanlıydık! Uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi daha gerçekleştirecek olmanın heyecanı vardı.
İstanbul’dan yola çıktık ve 2.5 saat sonunda Edirne’ye ulaştık. Peki şimdi arabayı nereye park edeceğiz? 3 seçenek bulunuyor.
1. Pazarkule sınır kapısının hemen oraya sağlı sollu park edebilirsiniz. (İnsanlar genelde buraya bırakıp yürüyerek geçtiği için gittiğinizde araç kalabalığını göreceksiniz)
2. 3 km uzaklıktaki Karaağaç Köyüne park edip burada kahvaltı edip bisiklet sürmeye başlayabilirsiniz. Türkiye’nin Meriç’in öte yakasındaki tek toprağı olan Karaağaç maalesef  epey bakımsız ve Türkiye’ye girer girmez böyle bir manzara ile karşılaşmak oldukça üzücü.
3. 7 km uzaklıktaki Edirne merkeze park edip tarihi köprüler üzerinden Tunca ve Meriç nehirlerini geçerek Karaağaç’a ulaşabilir ve oradan da Pazarkule sınır kapısına gidebilirsiniz.
Biz ise Karaağaç’a park etmeyi tercih ettik ve kısa bir süre içerisinde Pazarkule sınır kapısına ulaştık. Önümüzde 4-5 araç vardı. Ancak yayaların ve bisikletlilerin önceliği olduğu için arabaları durdurup bizi aldılar ve biraz memurlarla bisiklet ve gopro çekimleri üzerine sohbet ettikten sonra Türk sınırından hemen geçtik. Harç pulunu buradaki memurlardan 15 TL karşılığında alabiliyorsunuz.
Yunan askerlerini “Kalimera” diye selamladıktan sonra 800 metre yürüyüp Yunan sınırına ulaştık. Burada hemen geçemedim çünkü pasaportumda çok fazla giriş çıkış olduğu için memur bir beyaz kağıt alıp giriş çıkış tarihlerimi yazarak hala girmeye hakkım var mı onu hesapladı 🙂 -Vizenizin üstünde mesela 90 gün içerisinde 30 gün kalma hakkınız olduğu yazıyor, 30 günü doldurup doldurmadığınızı hesaplıyorlar-
Pazarkule sınır kapısından geçer geçmez sizi Kastanies (Kestanelik) karşılıyor. Taverna, bakkal, kafe tabelaları genelde Türkçe.. Menüler Türkçe.. İnsanların da çoğu az çok Türkçe biliyor. Gündüz sokaklarda in cin top oynuyor çünkü bu kasabanın yaş ortalaması yüksek. Ancak akşam herkes sokaklarda hep birlikte oturuyor.
Kammeni Roda, buradaki en popüler taverna. Sahibi Stavro, sizi hoş geldin bre komşu diyerek karşılıyor 🙂
Sınırdan geçtikten sonra sağa dönerseniz Arda Nehri ile karşılaşıyorsunuz. Her yıl temmuz ayında 5  gün düzenlenen Ardas Müzik Festivali burada yapılıyor. (Günlük bilet 2017’de 10 €) Seneye için şimdiden not ettik. Bisikletle Kastanies’e, müzik festivali ve kamp. Normal zamanlarda ise nehir kenarındaki kafede manzaraya karşı frappenizi yudumlayabilirsiniz.
Vee Kastanies’ten Orestiada’ya doğru yola çıkıyoruz! Sınırdan Orestiada 20 km. Dümdüz bir otoyol, yolda görmeyi gerektirecek gerçekten hiçbir şey yok :). Neyse ki karşı taraftan bisikletliler geliyor da arada selamlaşıp yolumuza renk katıyoruz. Yol boyunca bir şeyler alabileceğiniz  bir yer de yok, bu yüzden suyunuzu önceden alın. Ancak yol çok rahat çünkü iki tarafında da emniyet şeritleri oldukça geniş, rahat bir şekilde gidebiliyorsunuz.
Orestiada’ya varıyoruz. Bizi geniş bir meydan karşılıyor. Sokaklar yine cumartesi öğlen olması nedeniyle nispeten boş. Ancak burası öğrenci nüfusunun çok olması ile de bilindiği için biz de sokaklarda genç insanlar görüyoruz sonunda. Orestiada’da bir sürü 22 plakalı araç görüyoruz, Edirnelilerin zaten yemek yemek için sık sık buraya geldiğini duymuştuk. Orestiada’da tüm kasabada wifi ücretsiz! Meydandaki bir kafede soğuk bir şeyler içip soluklandıktan sonra ise artık yemek yemeye gidiyoruz. Wifi olduğu için tabii rahatça adresini de buluyoruz ve istikamet Ta Moumouria! Benim gibi yemek yemeyi sevmeyen bir insan bile burada yemek yerken ne kadar keyif aldı anlatamam 🙂
Menüyü alır almaz “Misafirimiz olarak geliyorsunuz, dostumuz olarak dönüyorsunuz” sloganı kalbimizi fethediyor. Bir de bütün mezelerinin tadına varabilmemiz için yarım porsiyon servis ediyor da olmaları bizi mutlu ediyor. Porsiyonlar büyük, çok sipariş ederseniz de sizi uyarıyorlar :). Garsonların çoğu Türkçe biliyor. Fiyatlar da oldukça uygun 10-15 €’ya balığınızı, mezenizi, içeceğinizi alabiliyorsunuz. Buranın bir ilginç özelliği ise her gün 20.00’dan önce ne içtiyseniz ikincisini ikram olarak veriyorlar. Bunun dışında sundukları diğer ikramlar da cabası : Kahve, çay, tatlı, meyve, dondurma, vişne likörü. (Yemekler o kadar güzeldi ki yemeden çekmeyi unuttum :)) Arka fonda da Yunan müzikleri daha n’olsun!
Tıka basa doyduktan sonra tekrardan yola koyuluyoruz ve dönüşte daha az yokuş olduğu için çok daha hızlı geliyoruz. Gün batımı ve yol şarkıları eşliğinde tekrardan sınıra varıyoruz. Bu sefer sınırda hiç araba yok, hemen geçiyoruz. Bizimle birlikte yaya geçen insanları da görüyoruz, hele bir tanesi almış bavulunu gidiyordu, kim bilir içinde ne hikayeler vardı..
Çıktıktan sonra sizi ufak da olsa bir Duty Free karşılıyor. Burada aldığımız siparişleri tamamlayıp arabaya doğru ilerliyoruz.
Yapılacak listesinden bir şeyi daha yapmanın mutluluğu ile dönerken kafamdan bir sürü şey geçiyor. Daha önce genelde uçakla seyahat ettiğim için bu sefer sınırı yaya veya bisikletle geçmek  bende farklı duygular uyandırıyor. Pasaport, vize, evraklar, sorular, sınır geçişleri, vizemde süre var mı kontrol etmeleri o kadar anlamsız geliyor ki. Sınırın ötesine geçiyorsunuz orada oturanlar sizinle Türkçe konuşuyor. Hoş geldiniz, merhaba, iyi akşamlar.. Yeme-içme veya birçok diğer şeyimiz ortak iken arada böyle bir sınır olması gerçekten düşündürüyor. Din, dil, ulus ayrımcılığı olmayan yeni bir dünya hayal ediyorum ve sonra da  John Lennon’un Imagine şarkısını mırıldanmaya başlıyorum.

Imagine there’s no countries, it isn’t hard to do (Hiç ülke olmadığını hayal et, bunu yapmak zor değil)
Nothing to kill or die for and no religion too (Öldürecek ve uğruna ölecek bir şey yok  ve din de yok)
Imagine all the people, living life in peace (Hayal et bütün insanların hayatı barış içinde yaşadığını)
Benim için oldukça keyifli geçen bu yolculuk sonrasında bir daha buraya gelmek için söz vererek İstanbul’a dönüyorum.
Bu deneyimi herkesin yaşamasını tavsiye ederim. Hafta sonu 1 veya 2 gün için atlayıp gidebilirsiniz.
Haydi o zaman havalar soğumadan önümüzdeki hafta yola çıkanları görelim? 🙂
En sonunda ise Ataol Behramoğlu’nun Karşılıklar şiirinde yazdığı bir dizesi geliyor aklıma :
Sahi öyle değil mi?
Çizimleri için Türkan Oya Ekmekci’ye teşekkürler.