2 arkadaş Amsterdam’dan Köln’e düştük yollara! Koyduk kafamıza gidecektik! Tecrübemiz yoktu ama yapabilirdik! İnanılmaz harika bir yolculuğu geride bıraktığımız için üzerinden aylar geçmesine rağmen bu hikayeleri sizlerle paylaşmak istedim.

Öncesinde, rotamızı merak edenleri buraya alalım, şöyle bir hızlandırılmış video isteyenleri de buraya bekleriz!

Bu yazımda size diğerlerinden farklı olarak başımızdan geçenleri anlatmak istedim. Yolculuğumuz oldukça gizemliydi! Okuduktan sonra ne demek isteyeceğimi anlayacaksınız  :). Yolculuğumuz boyunca hep couchsurfing’i kullandık ve her gün farklı farklı insanlarla tanıştık. 

Gün 1 – Amsterdam – Amersfoort

Amsterdam Tren Garı’nda buluşup direkt yola çıktık. Amersfoort’a kalacağız. İlk günümüz olduğu için heyecanlıyız, yol boyu evler harika. Bisiklet sürerken Gözde’yle sürekli “yaa inşallah şöyle bir evde kalırız” diyoruz. Gönderilen adrese gitgide yaklaştıkça heyecanımız artıyor “Oha bu mu, yoksa bu mu, çok yakınız” derken varıyoruz. Ve ilk gün vardığımız ev, tam da yolda keşke şöyle bir evde kalalım dediğimiz evlerden! 2 katlı, büyük pencereli, bahçeli taş bir ev! Hostumuz bizi hemen eşiyle kapıda karşılıyor. Eve girdiğimizde farklı bir şeyler olduğunu sezdik ve sonrasında zaten her şey açıklığa kavuştu.

60’lı yaşlarda olan çift işlerini bırakıp hayatlarına koruyucu aile olarak devam etmeye karar vermiş. Evde 5 çocuk vardı. Kimi ailesini kaybetmiş, kiminin ailesi bağımlıymış, hepsinin ayrı ayrı hikayesi vardı. Akşam biraz geç gitmemize rağmen hemen bize yemek hazırladılar, çok tatlıydılar. Yanlarında 2 ev daha vardı onlar da koruyucu ailelermiş. Çocukların bir de destekleyici aileleri varmış, onlarla da hafta sonu vakit geçiriyorlarmış. Bazısı ise öz ailesini görüyormuş ancak mesela çocuğuna pahalı bir telefon alıyormuş memnun etmek için, sonra çocuklar koruyucu ailenin yanına döndüğü zaman bazen sorun olabiliyormuş. Evde yapılacakları ise listelemek yerine her akşam yemekten sonra kim ne yapacak konuşup karar veriyorlarmış.

Çocuklar belirli bir yaşa geldikten sonra artık kendi ayakları üstünde durmaya başlıyormuş, mesela daha önceden baktıkları bir çocuk asker olmuş ve onun törenine gitmişler yıllar sonra, nasıl büyük bir gurur olmalı!

Bir de yılda 1 hafta hep birlikte tatile gidiyorlarmış. Çocuklardan birisi ilk defa bir otele gitmiş geçen yıl mesela, nasıl heyecanla anlatıyor, nasıl bir sonraki tatili dört gözle bekliyor görmeniz lazımdı.

Evde kalan çocuklar harçlıklarını çıkarmak için hafta sonu broşür dağıtıyorlar, yarım saat falan sürüyormuş ve 6 euro alıyorlar. Devlet böyle şeylere teşvik ediyormuş. Bizde olsa kimse yapmaz, ay biz fakir miyiz, çocuğumuzu çalıştırıcaz der :).

Evde kocaman bir şekilde “today is my favorite day” yazıyordu. Çok güzel değil mi? Her gün sanki en iyi gününüz gibi uyanmak? Çocuklar telefonla belirli bir saatte oynuyorlar ve odalarına giderken telefonu bırakıyorlar. Bize odalarını gezdirdiler. Daha sonrasında kahvaltı yaptık hep beraber ve kahvaltıdan sonra herkes gözlerini kapatıp dua etti. Sonra da bize gitar ve piyanoyla mini bir konser verdiler. Hepsinin 10 parmağında 10 marifet!

Hep birlikte çay saati yaptık, koruyucu babaları bizleri onlara örnek olarak gösterdi. Sonrasında biz ayrıldık ve koruyucu baba bizi şehir merkezini gezdirdi.

Bizim için ilk gün çok değişik bir tecrübe oldu. Çünkü hiç böyle bir şey beklemiyorduk. Ama hem çocuklar hem de aile o kadar tatlıydı ki. Ne insanlar var gerçekten helal olsun, birilerinin hayatlarına dokunmak ne kadar güzel. Ancak inanılmaz zor bir şey, zaten psikolojik destek de alıyorlarmış. Yoksa çok zor… 

Gün 2 – Amersfoort – Apeldoorn

1. günün etkisini atlattıktan sonra 2. güne hazırız! Bugün rotamızı değiştirip bize bisiklet yolculuğumuzda çok yardımcı olduğu için Apeldoorn’da bir hosta gidiyoruz. Yol boyu güzel bir yağmuru yedikten sonra yine Gözde’yle konuşuyoruz, yaa bugün de keşke şöyle bir yerde kalsak (yine tatlı bir yerin çatı katı). Sonrasında verilen adrese doğru yaklaştıkça önümüze lojman gibi yerler çıkıyor (gideceğimiz kişi asker) ve hayal kırıklığına uğruyoruz derken bir anda lojmanlar bitiyor ve tatlış bir yere geliyoruz!


Hostumuz bizi yine çok sıcak bir şekilde karşılıyor, ayaküstü sohbet ettikten sonra bize odamızı gösteriyor. Tahmin edin neresi? “Çatı katı”. Biz yine Gözde’yle başka bir şey dilesek olacakmış modundayız :). Bize harika bir yemek hazırlamış (ne iyi insanlar ya!), hep birlikte yedik ve oradan buradan konuşmaya başladık. Sanki birbirimizi uzun zamandır tanıyor gibiyiz. Kendisi de çılgınlar gibi bisiklet süren bir arkadaşımız, bir günde 450-500 km sürdüğü olmuş! Eh yuh be arkadaş!

Hostumuz çok duygusal çıkıyor! Nedeni ise sanırım askeriyede sert olması gerektiği için özel hayatında onun da acısını çıkarırcasına çok duygusal. Bir şey konuşuyoruz hemen gözleri doluyor ya da tuvalete gidip azıcık ağlayıp geliyor. Biz şok tabi… Bir de yalnızlık çekiyor. Arkadaşları genelde evlenmiş ve çocuk sahibi olmuş bu yüzden birlikte geçirdikleri süre azalmış. Kendine bir de ev almış burada 230.000 €’ya, ev ama gerçekten harika. Paris’te o paraya ne alınır acaba? 🙂

Bir de ilginç bir konu konuştuk, bilmiyorum bu konu hakkında siz ne düşünürsünüz. Hostumuz, bir arkadaşının kız arkadaşının bacağında morluk görüyor ve kendi arkadaşından şüpheleniyor. Kendi arkadaşı yanındayken arkadaşının kız arkadaşına soramıyor ve haftaya kızı bir şekilde yalnız görecekmiş ve soracakmış. Eğer arkadaşım morarttıysa tabii ki şikayet edeceğim diyor. Bizde olsa nasıl olurdu? Sanki biz sürekli aman aile içi sorunlara karışılmaz demiyor muyuz?

Duygusallıkları ve değişik konuları bırakıp kendimizi bir anda video izlerken buluyoruz. Neler mi? Siz deyin kız isteme videosu, ben diyeyim kına gecesi. Epey eğlendik videoları izlerken ve çocuk şok oldu tabii 😀 Özellikle herkesin deli gibi ağlamasına ve evden çıkarken kıza kırmızı kurdele takılmasına.

Söylemeden edemeyeceğim. Hollanda’da evinde gitar olmayanı sanırım dövüyorlar. Herkesin evinde gitar var! Bu hostumuzun evinde de saydık mesela 10 tane gitar vardı. Evet yanlış duymadınız 10!

Daha sonrasında artık yatıyoruz ve evde iki yastık olduğu için kendi yastığını bize vermeye çalışıyor şapşik. Sabah oluyor, erkenden işe gidiyor ve anahtarı bize bırakıyor. Çıkarken anahtarı dışarıda bir yere bırakıp gideceğiz (Ne güven ama!). Bir de bize protein barlar hazırlamış. Sabah uyandığımızda hep protein barları hem de upuzuuun ve anlamlı notunu masanın üstünde buluyoruz.


Gün 3 – Apeldoorn – Nijmegen

2. hostumuz da bizi harika ağırladıktan sonra tekrardan yola düşüyoruz. Bugünkü yollarımızın bir kısmı ormanın içerisinden geçerken bir kısmı ise otobanın yanından geçiyordu ama yine de çok keyifliydi! Yol boyu bir sürü bisiklet süren kişi gördük. Armut tarlalarının arasından geçtik acaba bir tane alsak ne olur dedik, burada da göz hakkı var mıdır, göz hakkının ingilizcesi nedir diye düşünürken birden yağmur başladı. Ve keşke sıcak bir domates çorbası olsaydı şimdi dedik!

İlk durağımız Arnhem oldu ve burada Happy Italy’de harika bir nutellalı pizza yedik ama nasıl güzeldi görmelisiniz! Keşke üzerine bir çay olsaydı dedik :).

Sonrasında tekrardan yola çıktık ancak farkettik ki bugün kalacak yerimiz yokmuş 😀 Sonrasında bir yerde oturduk ve Gözde couchsurfing’den Nijmegen’de yaşayan insanlara mesaj atmaya başladı. Ben de o sırada geyiğine “kalacak yerimiz yok, sokaktayız” diye instagram’a video koymuştum. Sonrasında tekrardan yola koyulduk ve Nijmegen’e vardık, harika bir vintage’a denk geldik, çaktırmadan bir iki parça şey aldık ama gerçekten normalde hiç yerimiz yok :). Biraz şehri turladık ve o sırada Gözde’ye birinden mesaj geldi ve son dakika bizi kabul etti!

Verilen adrese gittik apartman kapısında bir kızla karşıladık, xx’e mi geldiniz dedi, evet dedik, tamam sizi bekliyor dedi, gülümsedi ve gitti :). Bu kızı aklınızda tutun 🙂 Sonrasında apartmanın içerisine girdik, zile bastık ve evin kapısı otomatik açıldı, içeride bir tekerlekli sandalyede bir adam vardı, arkası dönüktü, biz gelince bize doğru döndü. Nedense çok kötü hissettim çünkü böyle bir şey beklemiyordum. Çok tatlı bir abiydi, engelli olduğu için gezemediğini ama gezenleri evinde misafir ettiğini ve onlar sayesinde gezdiğini söyledi, sonra tabii ki hayat hikayeleri… Apartman tamamen engellilere özel dizayn edilmiş ve her türlü destek sağlanıyordu.

Bu saate kadar telefonuma bakmamıştım sonra bir baktım bir arkadaşımdan mesaj “Kuzenim Nijmegen’de yaşıyor, söyledim, sizi bekliyor”. Haydaa dedik :). Şimdi artık buraya geldik ayıp olur ama akşam yemeğine gidelim dedik. Bisikletleri alıp bir  10-15 dakika gittik, çok tatlı bir aileyle karşılaştık. Eee hadi sofraya dedi, ne gördük? DOMATESLİ ÇORBA! Nasıl mutluyuz ama! Sonra ne mi oldu? Önce çay içtik, sonra da armut yedik. Gün boyu ne istediysek karşımıza çıktı resmen, çok mutlu olduk!

Sonrasında tekrardan yola koyulduk… Apartmanın kapısında gördüğümüz kız kimmiş peki? Var mı tahmininiz? Bir önceki gün evinde kaldığımız asker çocuğun kız kardeşi! Dünya ne kadar küçük değil mi? 🙂

4. Gün – Nijmegen – Venlo

Sabah oldu ve erkenden yola çıktık! Bugün yolumuz biraz uzun! 🙂 O kadar harika yerlerden geçtik ki, yokuştan aşağı salıp inanılmaz özgür hissettiğimiz yerler mi dersiniz, nehir kıyısı mı, orman mı? Gerçekten çok güzeldi! Bisikletle dolaşırken ki özgürlük hissi gerçekten çok güzel. Artık yorulduk ve bir doğal parkta mola verdik, harika bir tatlı çarptı gözümüze! Gözde iyice benim yüzümden tatlı diyetiniz bozmuş oldu :D. Önce bir tatlı söyledik, sonra çok beğenince ikinciyi de söyledik ama nasıl güzeldi… Hayatımda yediğim en güzel tatlı olabilirdi. Garson’a sorduk bu nasıl yapılıyor diye “yumurta akı, un” falan dedi, baya yardımcı oldu sağolsun :)).

Ve sonunda kalacağımız yere vardık, çok güzel bir günbatımı göründü evden. Bugünkü hostumuz eski aşçı çıktı ve özellikle uzmanlık alanı pastacılıkmış! Aha dedik! Ona tatlımızın fotoğrafını gösterdik ve biraz anlattık bize tarifini çıkardı, nasıl mutluyuz görmeniz lazım!

Sonra bize çok güzel bir akşam yemeği hazırlamış, makarna da vardı ama o makarnaysa daha önce bizim yediklerimiz neydi bilmiyorum. Yemek yapmak gerçekten bir sanat işi olmalı! 🙂 Biraz asosyal bir çocuktu, bir şey söylüyorsun mesela “Hmm, tamam” diyebilir haha :D.

Sonrasında gecenin 11’inde bize favori şefinden video açtı ve adam lazanya yapıyordu. Sanki iki tabak makarna yememişiz gibi iştahlı iştahlı baktık :D. Keşke olsa da yesek dedik! (burayı unutmayın :)). Sabah bu hostumuz da bizden önce ayrılmasına rağmen evini bize bıraktı ve biz ertesi gün kapıyı çekip ayrıldık.

Bugün geçtiğimiz yerlerden Asselt ve Roermond’a bayıldık!

Gizemli hikayemizin devamını merak edenleri ikinci bölüme bekliyorum…